31 Ekim 2012 Çarşamba

Çanakkale 1915





Herhangi bir romanı okuyup, sonradan beyazperde uyarlamasına giden herkes gibi filmi yetersiz buldum. çoğu önemli detay yüzeysel olarak geçilmişti. Filme gidip de Seddülbahir ve Arıburnu çıkarmalarının iki ayrı bölgede gerçekleştiğini bile kavrayamadan salondan çıkanlar olduğunu düşünüyorum. Zira film, arıburnu cephesine çok yoğunlaşmıştı. halbuki Seddülbahir cephesinde de büyük bir destan yazılmıştır. Binbaşı Mahmut Sabri bey, güneyde bir kaç ayrı çıkarma bölgesinden karaya ayak basan binlerce İngiliz/Fransız askerini bir tabur asker ile durdurmuş ve orduya zaman kazandırmıştır. Bu güzel malzemenin filmde yeterince işlenmediği aşikar. biraz daha doyurucu olması için bir değil iki film bile olabilirdi. Tabi bunlar için bütçe lazım.

Filmde Hollywood'un kült savaş filmlerinden esinlenmeler vardı. Bu bazı yerlerde filmin atmosferinden uzaklaşmama neden oldu. Çanakkale deniz savaşlarından önce bir subayın askerlerine yaptığı konuşma fazlasıyla William Wallace benzeriydi. Filmin en çok çalan müziklerinden birinin Cesuryürek'teki for the love of a princess parçasına benzemesi ve tam da bahsettiğim sahnede bu müziğin arka fonda çalması da üstüne tuz biber oldu. Bunun yanında gerçekten duygusal bir biçimde işlenmiş siper, cephe arkası ve çatışma sahnelerinin de olduğunu belirtmeliyim. Zira bazı sahnelerde gözlerim yaşardı, boğazım düğümlendi.


Film arıburnu çıkarmasında saldırı ve savunma yarışını iyi işlemiş. Fakat ikinci büyük operasyon olan Suvla çıkarmasının heyecanını yansıtmakta zayıf kalmış. Halbuki turgut özakman'ın Diriliş - Çanakkale 1915 kitabında Anafarta tepelerini ele geçirmek için ölümüne bir yarış vardı. kitabın özellikle o bölümünü soluk soluğa okumuştum.





Liman von sanders sığ ve beceriksiz bir karakter olarak alınmış. Çıkarma yerini yanlış tahmin etmesi ve orduyu fazlasıyla merkezi yönetmeye çalışması doğrudur. Fakat Mustafa Kemal'in dehasını görüp takdir etmesi, ona ekselans diye hitap etmesi, rütbesini yükseltmesi, hayatını kurtaran saati hediye etmesi es geçilmiş. Filmde sadece kendisini Anafartalar Grup Komutanı atayıp ordunun yarısından fazlasını emrine verdiğini görebiliyoruz. O sahne de biraz aceleye gelmiş. Bu eksikliklerin yanında Atatürk'ü canlandıracak oyuncu seçimi başarılı olmuş. Eğer İlker Kızmaz bu rolün hakkını veremese film izlenmez hale gelirdi.





Kötü bir film değil diye düşünüyorum. Sonuçta ortada ciddi bir emek var ve gitmeye değer. Fakat film sürükleyici bir savaş filmi olmaktansa, daha çok bir belgesel tadında bir yapım olmuş. Hollywood filmlerinde, Amerikan bayrağı gözüktüğü taktirde filme devlet tarafından belli bir miktarda para desteği verildiğini duymuştum. O yüzden en alakasız filmlerde bile propaganda için çarşaf gibi amerikan bayrakları dalgalandığını görüyoruz. (bkz: gran torino) bu kadar etkileyici bir konuyla, biraz da devlet desteği ile bizim de bir braveheartkingdom of heavengladiator çapında bir filmimiz olsa keşke... Kimbilir... B
elki bir gün...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder